Ataol BehramoÄŸlu’nun 1975 yılında yazdığı, Kızılırmak’ın ise 1992 yılında çıkarmış olduÄŸu “Gidenlerin Ardından” adlı albüme koyduÄŸu bir ÅŸiir. Bu dizeler yüzünden yayın yasağı almıştı Özgür Radyo. Çalışanlarından Füsun ErdoÄŸan şöyle anlatıyor olayı;
Biz 1995 yılında bir radyo kurduk. Adını, yaÅŸamımızı donatan engel ve sınırlamalara inat, özgür radyo koyduk. O bizim çocukluÄŸumuzun büyük düşü süslü kutunun geleceÄŸe uzanan kanatlarıydı. İstedik ki konuÅŸamayanların yerine konuÅŸsun, “eÄŸri” diyenlerin gözüne gözüne “doÄŸru” desin. Bu adı pek sevmiÅŸtik. Kısa sürede telefonlarıyla, ziyaretleriyle bizleri yalnız bırakmayan kalabalık bir dinleyici kitlemiz oldu. Hatta radyo dinleyicileriyle ilgili yapılan araÅŸtırmalarda en çok dinlenenler arasında ilk beÅŸe girdiÄŸimizi öğreniyorduk. Mutluyduk.
Adından mıdır nedir bu radyonun çaldığı ezgiler, yaptığı programlar, irdelediÄŸi konular birilerini rahatsız etti. Açıldıktan tam 180 gün sonraydı. Faksımıza bir yazı düştü sessizce. Efendim biz gönderen kurumun adını pek çok kez duymuÅŸtuk, hukukçu dostlarımızdan da icraatlarının haberlerini alıyorduk ama o yazı bu kurumu bize anlatmaya yetti de arttı bile…
Adı rtük ‘tü; yani radyo televizyon üst kurulu … Adı pek anlı ÅŸanlı geliyordu kulaÄŸa. Ama bir de yaptığı iÅŸleri bir bilseniz. bu kurula üye dokuz kiÅŸi bir araya geliyor. Yayın yapan radyo ve televizyonları dinliyor, sayfa sayfa hazırlanmış, daha doÄŸrusu yasaklamalar ile donatılmış yasaya uyup uymadığına bakıyordu. Bu kurul bizim hakkımızda da konuÅŸmuÅŸ ve üç ay süreyle yayınlarımızın durdurulmasına karar vermiÅŸti.
Bu ilk cezamızdı ve süre biz düşünürken ve kendimizi yeni programlara hazırlarken bitivermişti. Dinleyicilerin yoğun ilgisi bizi daha da yüreklendirdi. Kapatılmayı değil, yayın yapmayı düşünür olduk.
Üç ay geçmiş, arkadaşlarımız bu sürede teknik donanımlarını arttırmış, coşkuyla yeni yayınlara hazırlanmıştı.
Günler doğrunun, yalansız haberin, insana dair olanın peşinde koşturmayla geçti. Biz de rtük denilen o kurumun başka başka radyolara da bize benzer nedenlerle cezalar yağdırdığını öğreniyorduk.
Yayınlarımız devam ederken ülke gündemi seçimlerle ve kimi geliÅŸmelerle daha da ısınır oldu. Abdullah Öcalan yakalanmış, ülkeye getiriliyordu. Siyasilerden, resmi yetkililerden birbiri ardına açıklamalar geliyordu. Bu geliÅŸmelerle ilgili olarak İstanbul emniyet müdürü Hasan Özdemir bir açıklama yaptı: “Olaylara karışanlar ayaklarından vurularak yakalanacak.”
Bu açıklama 19 şubat 1999 tarihli hürriyet gazetesinde de çıkmıştı. Ajansımıza akan bilgi ve gazete haberi doğrultusunda bu açıklamayı haberleştirdik ve dinleyicilerimize duyurduk.
birkaç gün sonra kapımızı çalan postacıdan imza karşılığı yeni bir tebligat alıyorduk. yazı yine o yüksek makamdan, yani rtük’ten geliyordu. 19 ÅŸubat tarihli ana haber bülteni’nde emniyet müdürü hasan özdemir’in açıklaması gerekçe gösterilerek ilgili yasanın 4 / g bendi gereÄŸince 365 gün süreyle kapatma cezası alıyorduk. biz bu maddeyi harfi harfine ezberlemiÅŸtik zaten. “toplumu ÅŸiddet, terör ve etnik ayrımcılığa sevk eden ve toplumda nefret duyguları oluÅŸturacak yayınlara imkan verilmemesi.”
bu kez süre çok uzundu. ilk ÅŸaÅŸkınlığımızı atar atmaz yargı yoluyla ilk mücadelemize giriÅŸtik. ankara 8. idare mahkemesi ‘ne ” yürütmeyi durdurma davası” açtık. mahkeme kararı tez vakitte bize ulaÅŸtı; talebimiz reddedilmiÅŸti. derhal bir üst mahkemeye de baÅŸvurduk. oradan da baÅŸvurumuza “ret” yanıtı gelmiÅŸti. ancak bu davayı görüşen heyette yer alan bir hakimin itiraz ÅŸerhi , radyoların ve televizyonların tepesinde duran bir sivri uçlu kılıcın, rtük kararlarının ardında duran siyasi dayatmanın rengini açıklıyordu aslında üye taÅŸkın çelik azınlık oyunda;
“davalı kurulca, idari yaptırımların süresine iliÅŸkin olarak ÅŸimdiye kadar hiçbir objektif ilkenin belirlenmemiÅŸ olması davacı ÅŸirkete ait radyonun yayın izninin yasada öngörülen azami süre olan 365 gün durdurulmasını gerektiren ağırlaÅŸtırıcı ve bu konuda hangi ölçütlerin dikkate alındığını mahkemeye bildirilmemesi ve 3984 sayılı yasada öngörülen aynı yayın ilkelerini defalarca ihlal eden yayın kuruluÅŸlarına dahi 1 günlük yayın durdurma cezası verilmesi yönünde süregelen emsal uygulamalar dikkate alındığında dava konusu yaptırımın süresi bakımından objektif temelden yoksun olduÄŸu ve ihlalin ağırlığı ile uygulanan yaptırım arasında acil bir denge olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır… açıklanan nedenlerle de hukuka aykırı tesis edilen dava konusu iÅŸ emrin iptali gerekirken, reddi yönündeki çoÄŸunluk görüşüne katılmıyorum”
diyordu karar itiraz gerekçesinde.
bir yıl bizim için gerçekten de uzun bir süreydi. radyo çalışanları bakımından maddi ve manevi yıpratmaya neden olacak kadar uzun süre. arkadaşlarımızla oturup konuştuk. kimi çalışanımızı başka kuruluşlara gönderip orada donanımlarının artmasını sağladık. kalan çekirdek bir kadro ise sanki yayına yarın yeniden başlıyormuşuz gibi arşivimizi düzenleyecek, kütüphaneyi yenileyecek, bir yıl sonrasının programlarını akşama yayınlanacakmış gibi coşkuyla hazırlayacaktı. başardık da.
davayı danıştay ‘a taşıdık, ama aylar geçtiÄŸi halde yanıt alamıyorduk. derken, 365 günümüz doldu ve 7 nisan gecesi yüreklerimizde yerinde durmaz çırpınışlarla gece yarısı “bip” sesini kapatıp ilk ezgimizi çalarak “merhaba” dedik yeniden dostlara. bir geleneÄŸimiz olmuÅŸtu. sürekli kapatılma cezası alan bir radyo olarak kapatmada ve sonrasındaki uzun ayrılığın ardından “merhabamızı” ” istanbul türküsü ” ile yapıyorduk. bizim selamımız da oydu iÅŸte.
aradan 3 ay geçti. bizim öykümüz araları kısa zaman dilimlerinin bileÅŸimiydi artık. bu kez ajanstan duyduk haberi. rtük, özgür radyo’ya bu kez çaldığı bir ezgi ve o ezginin yer aldığı albümün içindeki ÅŸiirin kimi dizeleri nedeniyle yayın durdurma cezası veriyordu. size bir ÅŸey söyleyelim mi ÅŸaşırmadık. artık bu kurulun nasıl iÅŸlediÄŸini ve yayın durdurduÄŸunu çok iyi anlamıştık. 1992 yılında piyasaya çıkan ve kültür bakanlığı ‘ndan bandrollü olan kızılırmak müzik grubunun ” gidenlerin ardından ” adlı albümündeki bir ÅŸiir ve avusturya işçi marşı ‘nın son.. kıtasıydı suçlu olan. ataol behramoÄŸlu’nun taa 1975 yılında basılan bir ÅŸiirinin, “ve cellat uyandı yatağında bir gece / tanrım dedi bu ne zor bilmece / öldükçe çoÄŸalıyor adamlar / ben tükenmekteyim öldürdükçe” dizeleri bu marşın giriÅŸinde okunuyordu albümde. bir istek programında dinleyicimizden gelen ısrar üzerine sunucu arkadaşımız onu kıramamış, “acaba bu iÅŸten başımız derde girer mi ki diye düşünmeden de edemeden” yayınlamıştı ezgiyi. sen misin piyasada yıllardır satılan ve kültür bakanlığı’nın da onayını almış bir albümden ezgi yayınlamak. hemen cezalandırılırsın. madde hazır: (4 / g). efendim 25 yıllık bir ÅŸiirle ve birçok konserde çalınan ve söylenen kaç yıldır yazıldığı dahi unutulmuÅŸ sözlerle, ” halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek “.
şimdi aman dikkat . bundan sonra yolda öyle aylak gezerken sakın ha denetimden geçmemiş bir ezgiyi ıslığınıza katmayın. öyle resmi yerlere danışmadan gönlünüzün çektiği albümü satın alıp çalmayın. bizden söylemesi, düşü az gülüşü kısa renkleri grileşmiş bir masal ülkesindesiniz. haramiler ortalığı sarmış. kimi sizden türkülerinizi, kimisi dost sıcağı sözcüklerinizi ister.
peki ya siz verecek misiniz?