25 Haziran

Haziran 25th, 2009

“saÄŸ yanım, sol yanım, kalbim
bir şeyler dokunuyor, yanıyor.

ya havanın kararması,
ruhumun dağılması
zaman neden, nereye gider…

bilemiyorum;
bazen aklım yetmiyor,

tüm akılları toplasam da bir aÅŸk etmiyor…”

kazım koyuncu
06.10.2004

aşkların en büyüğü, en güzelisin sen. öyle olduğundan şüphem yok ama yine de;

nur içinde yat k’ak’i…

o6kara Müzikhane

Tecavüz Edememek

Mayıs 20th, 2009

insanı yine şoka uğratan bir haber. Buradan okuyabilirsiniz.

sen kalk git kızın yanına, polisim diye kandır. erkek arkadaşını bir güzel döv, kızı da ağaçlık meydana götür, tecavüze kalkış. sonra da ceza almadan evine dön.

gerekçe? cebir ve tehdit suçu oluşmadığı ve kızın 18 yaşından büyük olduğu. yani kızın vücudunda ve iç çamaşırnda spermler kol geziyor, ve bu tehdit suçu oluşturmuyor. üstüne bir de kız 18 yaşından büyük diye tecavüze normal gözle bakılıyor.

olaya bu gözle bakan savcının kulağına hafifçe vursam içeri atarlar beni oysa. böyle de bir adalet(sizlik) var bu memlekette.

o6kara En Genel Serbest VuruÅŸ , ,

Arap Kızı

Mayıs 19th, 2009

” O da beni düşünüyor mu?” seçeneÄŸi %31′lik oy oranıyla anketin lideri oldu. Seçenek ile oy oranı arasındaki baÄŸlantıyı siz deÄŸerli okuyuculara bırakıyorum.

*o da beni düşünüyor mu , arap kızının duygusal bir insan olduğunu ve yağmur yağarken romantizm yapmayı sevdiğini düşünenler
*harbiden dolgun mu kalçalarım , arap kızının bir aşüfte olduğunu ve yağmur yağarken bile aşna fişne yapmayı sevdiğini düşünenler
*dışarıda doğal afet var ben oturmuş camdan izliyorum ne kadar hoyratım, arap kızının umursamaz bir ergen olduğunu ve yağmur yağarken aniden bir iç hesaplaşma yapmasına şaşıranlar esnaf odası
*arsenal maçı üst olur mu , arap kızının iflah olmaz bir kumarbaz olduğunu ve yağmur yağarken arsenalin de gol olup yağabilme ihtimalini düşünenler ve yardımseverler lokali
*yoldaki mazgalları da bir onarmadılar nasıl belediye bu anlamadım , arap kızının babası belediyeden kovulduktan sonra arap kızının belediyeye karşı karalama kampanyası başlattığını ve yağmur yağarken bunu içses olarak söylediğini varsayanlar.mpeg

o6kara Bunları Bilmen Lazım

Dürüstlük Timsali

Mayıs 19th, 2009

“Olayın baÅŸ kahramanlarından yarışmacı Musa, tutuksuz yargılanmak üzere serbest vuruÅŸ kullandı. Bu serbest vuruÅŸtan sonuç alınamayınca Süleyman Parmaksız’ın çocukları rahat bir nefes aldı.”

o6kara Not Defterdarlığı

Ve Cellat Uyandı Yatağında Bir Gece…

Mayıs 18th, 2009

“ve cellat uyandı yatağında bir gece
tanrım dedi bu ne zor bilmece
öldükçe çoğalıyor adamlar
ben tükenmekteyim öldürdükçe”

Ataol BehramoÄŸlu’nun 1975 yılında yazdığı, Kızılırmak’ın ise 1992 yılında çıkarmış olduÄŸu “Gidenlerin Ardından” adlı albüme koyduÄŸu bir ÅŸiir. Bu dizeler yüzünden yayın yasağı almıştı Özgür Radyo. Çalışanlarından Füsun ErdoÄŸan şöyle anlatıyor olayı;

Biz 1995 yılında bir radyo kurduk. Adını, yaÅŸamımızı donatan engel ve sınırlamalara inat, özgür radyo koyduk. O bizim çocukluÄŸumuzun büyük düşü süslü kutunun geleceÄŸe uzanan kanatlarıydı. İstedik ki konuÅŸamayanların yerine konuÅŸsun, “eÄŸri” diyenlerin gözüne gözüne “doÄŸru” desin. Bu adı pek sevmiÅŸtik. Kısa sürede telefonlarıyla, ziyaretleriyle bizleri yalnız bırakmayan kalabalık bir dinleyici kitlemiz oldu. Hatta radyo dinleyicileriyle ilgili yapılan araÅŸtırmalarda en çok dinlenenler arasında ilk beÅŸe girdiÄŸimizi öğreniyorduk. Mutluyduk.

Adından mıdır nedir bu radyonun çaldığı ezgiler, yaptığı programlar, irdelediÄŸi konular birilerini rahatsız etti. Açıldıktan tam 180 gün sonraydı. Faksımıza bir yazı düştü sessizce. Efendim biz gönderen kurumun adını pek çok kez duymuÅŸtuk, hukukçu dostlarımızdan da icraatlarının haberlerini alıyorduk ama o yazı bu kurumu bize anlatmaya yetti de arttı bile…

Adı rtük ‘tü; yani radyo televizyon üst kurulu … Adı pek anlı ÅŸanlı geliyordu kulaÄŸa. Ama bir de yaptığı iÅŸleri bir bilseniz. bu kurula üye dokuz kiÅŸi bir araya geliyor. Yayın yapan radyo ve televizyonları dinliyor, sayfa sayfa hazırlanmış, daha doÄŸrusu yasaklamalar ile donatılmış yasaya uyup uymadığına bakıyordu. Bu kurul bizim hakkımızda da konuÅŸmuÅŸ ve üç ay süreyle yayınlarımızın durdurulmasına karar vermiÅŸti.

Bu ilk cezamızdı ve süre biz düşünürken ve kendimizi yeni programlara hazırlarken bitivermişti. Dinleyicilerin yoğun ilgisi bizi daha da yüreklendirdi. Kapatılmayı değil, yayın yapmayı düşünür olduk.

Üç ay geçmiş, arkadaşlarımız bu sürede teknik donanımlarını arttırmış, coşkuyla yeni yayınlara hazırlanmıştı.
Günler doğrunun, yalansız haberin, insana dair olanın peşinde koşturmayla geçti. Biz de rtük denilen o kurumun başka başka radyolara da bize benzer nedenlerle cezalar yağdırdığını öğreniyorduk.

Yayınlarımız devam ederken ülke gündemi seçimlerle ve kimi geliÅŸmelerle daha da ısınır oldu. Abdullah Öcalan yakalanmış, ülkeye getiriliyordu. Siyasilerden, resmi yetkililerden birbiri ardına açıklamalar geliyordu. Bu geliÅŸmelerle ilgili olarak İstanbul emniyet müdürü Hasan Özdemir bir açıklama yaptı: “Olaylara karışanlar ayaklarından vurularak yakalanacak.”

Bu açıklama 19 şubat 1999 tarihli hürriyet gazetesinde de çıkmıştı. Ajansımıza akan bilgi ve gazete haberi doğrultusunda bu açıklamayı haberleştirdik ve dinleyicilerimize duyurduk.
birkaç gün sonra kapımızı çalan postacıdan imza karşılığı yeni bir tebligat alıyorduk. yazı yine o yüksek makamdan, yani rtük’ten geliyordu. 19 ÅŸubat tarihli ana haber bülteni’nde emniyet müdürü hasan özdemir’in açıklaması gerekçe gösterilerek ilgili yasanın 4 / g bendi gereÄŸince 365 gün süreyle kapatma cezası alıyorduk. biz bu maddeyi harfi harfine ezberlemiÅŸtik zaten. “toplumu ÅŸiddet, terör ve etnik ayrımcılığa sevk eden ve toplumda nefret duyguları oluÅŸturacak yayınlara imkan verilmemesi.”

bu kez süre çok uzundu. ilk ÅŸaÅŸkınlığımızı atar atmaz yargı yoluyla ilk mücadelemize giriÅŸtik. ankara 8. idare mahkemesi ‘ne ” yürütmeyi durdurma davası” açtık. mahkeme kararı tez vakitte bize ulaÅŸtı; talebimiz reddedilmiÅŸti. derhal bir üst mahkemeye de baÅŸvurduk. oradan da baÅŸvurumuza “ret” yanıtı gelmiÅŸti. ancak bu davayı görüşen heyette yer alan bir hakimin itiraz ÅŸerhi , radyoların ve televizyonların tepesinde duran bir sivri uçlu kılıcın, rtük kararlarının ardında duran siyasi dayatmanın rengini açıklıyordu aslında üye taÅŸkın çelik azınlık oyunda;

“davalı kurulca, idari yaptırımların süresine iliÅŸkin olarak ÅŸimdiye kadar hiçbir objektif ilkenin belirlenmemiÅŸ olması davacı ÅŸirkete ait radyonun yayın izninin yasada öngörülen azami süre olan 365 gün durdurulmasını gerektiren ağırlaÅŸtırıcı ve bu konuda hangi ölçütlerin dikkate alındığını mahkemeye bildirilmemesi ve 3984 sayılı yasada öngörülen aynı yayın ilkelerini defalarca ihlal eden yayın kuruluÅŸlarına dahi 1 günlük yayın durdurma cezası verilmesi yönünde süregelen emsal uygulamalar dikkate alındığında dava konusu yaptırımın süresi bakımından objektif temelden yoksun olduÄŸu ve ihlalin ağırlığı ile uygulanan yaptırım arasında acil bir denge olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır… açıklanan nedenlerle de hukuka aykırı tesis edilen dava konusu iÅŸ emrin iptali gerekirken, reddi yönündeki çoÄŸunluk görüşüne katılmıyorum”

diyordu karar itiraz gerekçesinde.

bir yıl bizim için gerçekten de uzun bir süreydi. radyo çalışanları bakımından maddi ve manevi yıpratmaya neden olacak kadar uzun süre. arkadaşlarımızla oturup konuştuk. kimi çalışanımızı başka kuruluşlara gönderip orada donanımlarının artmasını sağladık. kalan çekirdek bir kadro ise sanki yayına yarın yeniden başlıyormuşuz gibi arşivimizi düzenleyecek, kütüphaneyi yenileyecek, bir yıl sonrasının programlarını akşama yayınlanacakmış gibi coşkuyla hazırlayacaktı. başardık da.
davayı danıştay ‘a taşıdık, ama aylar geçtiÄŸi halde yanıt alamıyorduk. derken, 365 günümüz doldu ve 7 nisan gecesi yüreklerimizde yerinde durmaz çırpınışlarla gece yarısı “bip” sesini kapatıp ilk ezgimizi çalarak “merhaba” dedik yeniden dostlara. bir geleneÄŸimiz olmuÅŸtu. sürekli kapatılma cezası alan bir radyo olarak kapatmada ve sonrasındaki uzun ayrılığın ardından “merhabamızı” ” istanbul türküsü ” ile yapıyorduk. bizim selamımız da oydu iÅŸte.

aradan 3 ay geçti. bizim öykümüz araları kısa zaman dilimlerinin bileÅŸimiydi artık. bu kez ajanstan duyduk haberi. rtük, özgür radyo’ya bu kez çaldığı bir ezgi ve o ezginin yer aldığı albümün içindeki ÅŸiirin kimi dizeleri nedeniyle yayın durdurma cezası veriyordu. size bir ÅŸey söyleyelim mi ÅŸaşırmadık. artık bu kurulun nasıl iÅŸlediÄŸini ve yayın durdurduÄŸunu çok iyi anlamıştık. 1992 yılında piyasaya çıkan ve kültür bakanlığı ‘ndan bandrollü olan kızılırmak müzik grubunun ” gidenlerin ardından ” adlı albümündeki bir ÅŸiir ve avusturya işçi marşı ‘nın son.. kıtasıydı suçlu olan. ataol behramoÄŸlu’nun taa 1975 yılında basılan bir ÅŸiirinin, “ve cellat uyandı yatağında bir gece / tanrım dedi bu ne zor bilmece / öldükçe çoÄŸalıyor adamlar / ben tükenmekteyim öldürdükçe” dizeleri bu marşın giriÅŸinde okunuyordu albümde. bir istek programında dinleyicimizden gelen ısrar üzerine sunucu arkadaşımız onu kıramamış, “acaba bu iÅŸten başımız derde girer mi ki diye düşünmeden de edemeden” yayınlamıştı ezgiyi. sen misin piyasada yıllardır satılan ve kültür bakanlığı’nın da onayını almış bir albümden ezgi yayınlamak. hemen cezalandırılırsın. madde hazır: (4 / g). efendim 25 yıllık bir ÅŸiirle ve birçok konserde çalınan ve söylenen kaç yıldır yazıldığı dahi unutulmuÅŸ sözlerle, ” halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek “.

şimdi aman dikkat . bundan sonra yolda öyle aylak gezerken sakın ha denetimden geçmemiş bir ezgiyi ıslığınıza katmayın. öyle resmi yerlere danışmadan gönlünüzün çektiği albümü satın alıp çalmayın. bizden söylemesi, düşü az gülüşü kısa renkleri grileşmiş bir masal ülkesindesiniz. haramiler ortalığı sarmış. kimi sizden türkülerinizi, kimisi dost sıcağı sözcüklerinizi ister.

peki ya siz verecek misiniz?

o6kara Not Defterdarlığı , , , , ,

Bize De Bu Yakışırdı(!)

Mayıs 17th, 2009

Eurovizyon yarışmasını izleyemedim. Sadece oylama kısmına yetiÅŸebildim. Hanım kızımız (ahahah) Hadise yarışmada dördüncü oldu. Dualarım kabul edilmemiÅŸ, bunu anladım. Sonuncu olalım istiyordum halbusu. Zaten saçma sapan bir organizasyon. Oylama yapılırken hangi kriterlerin göz önüne alındığı aÅŸikar. Nedir bu yarışmaya İngilizce ÅŸarkıyla katılma hevesimiz, anlamış deÄŸilim. Aynı ÅŸeyi Sertab Erener zamanında da düşünüyordum. O yarışmada birinci olmamıza da zerre sevinmemiÅŸtim. Genelde “müzik evrenseldir” düşüncesi ile yorum yapılıyor saÄŸda solda. Ama bu bireylerin deÄŸil ülkelerin yarıştığı bir ÅŸarkıyla. Orada Türk bayrağı ve bu memleket temsil ediliyorsa neden özümüz ile katılmıyoruz yarışmaya? “Sanki diÄŸer ülkeler kendi dillerindeki bir ÅŸarkıyla katılıyor” demeyin zira onların ne yapıp ne yapmadıkları umurumda deÄŸil. Madem bu yarışmaya katılıyoruz, bizden bir ÅŸeyler olsun. Åžarkıyı seslendirende, seslendirilen ÅŸarkıda “biz” olalım istiyorum. Bizi en iyi temsil eden ÅŸarkılar “Every way that i can” mi ? Ya da “Shake it up Shekerim”? Peki ya “Düm Tek Tek”. Ha bu arada ne kadar da yaratıcı bir isim. Hayran kalmamak elde deÄŸil(!).

Biraz daha derin düşününce tüylerim ürperiyor aslında. Kendi kültürümüzden utanıyor muyuz acaba? Kendi dans figürlerimiz çok mu itici? Bizim müziklerimiz listelerde zirveyi zorlamıyor deÄŸil mi? Altyapısında bu topraktan bir ÅŸeyler olunca “çaÄŸ dışı” oluyor. Kendimize yabancılaşıyoruz her geçen gün.

Hadise ve o iğrenç müziği de dansı da beni temsil etmiyor bu ülkeyi temsil etmediği gibi. Yukarıdaki fotoğrafa da değinmek isterdim ama ağzımdan baya kötü şeyler çıkacak. Namus bekçiliği falan yapmayacağım ama neden bir başarı kazanmak için götümüzü başımızı sallamak zorunda bırakılıyoruz? Sene 2009 oldu sonuçta. Oturduğun yerden elinde bağlama ile şarkı söylersen döverler seni bir güzel. Anlayışlar, zevkler değişti nasıl olsa..

Yok yok vazgeçtim bu düşüncelerimden birden. Düşündüm de, böylesine iÄŸrenç bir organizasyona da böyle iÄŸrenç birisi ve böyle iÄŸrenç bir ÅŸarkı yakışırdı. “KardeÅŸ Türküler”imiz bizde kalsın…

o6kara Müzikhane , , , ,

Baharın Dinginliği

Mayıs 15th, 2009

Radikal’in düzenlemiÅŸ olduÄŸu fotoÄŸraf yarışmasına ben de bu fotoÄŸrafla katıldım. Yer Ankara, Sakarya Caddesi. Okur oyları ve jüri kararı sonucu dereceye girenlere güzel ve deÄŸerli ödüller veriliyor. O güzel oylarınızı bekliyorum.

Oylamak için tıklayın

o6kara An Tutulması , ,

“Ailecek Okunamaz”

Mayıs 15th, 2009

Haber ntvmsnbc’den. Metni aktaralım hemen;

İstanbul Cumhuriyet BaÅŸsavcılığı, cinsel içerikli 3 kitap hakkında müstehcenlik davası açtı. Dava kadar ilginç olan ayrıntı, yasaÄŸa esas olan bilirkiÅŸi raporunda göze çarptı. BilirkiÅŸi 3 kitap hakkında ‘ailecek okunamaz’ raporu verdi.

Sel Yayınevi’nin sahibi İrfan Sancı, müstehcen raporu veren bilirkiÅŸi heyetine tepkili.

Sancı, tepkisini, “Biz soruyoruz; edebiyatta ‘ailecek birlikte okunur’ diye yeni bir kıstas mı var? Üzerinde cinsel yazan hangi kitap hakkında, ‘gelin çocuklar birlikte okuyalım’ deniyor” sözleriyle ifade ederken şöyle konuÅŸtu:

“BilirkiÅŸi raporu insanın zeka düzeyiyle alay eder derecede bir yaklaşıma sahip. Kitabın bütününden koparıp bir paragraf alıyor, alıntıladığının yanına parantez açıp, ‘lezbiyen iliÅŸki’ diyor. BaÅŸka sayfadan baÅŸka bir paragrafa, ‘ters iliÅŸki’ diyor. Biz de bilirkiÅŸiye soruyoruz, nasıl kategorize ediyorsun?”

Neymiş raporun adı? Ailecek okunamaz. Ailecek pikniğe gidilir, ya da ne bileyim ailecek maç izlenir. Bunlar yapılır. Ama bir kitap ailecek nasıl okunur? Tüm insanlığını bu soruya yanıt aramaya çağırıyorum. Gelin, ailecek cevap bulalım.

o6kara En Genel Serbest VuruÅŸ , , ,

Yüreğimdeki Sevdan Çubuklu Forman

Mayıs 14th, 2009

En son 23 yıl önce getirmiÅŸtik müzemize Türkiye Kupası’nı. Bu sene - her zaman olduÄŸu gibi - umutluyduk. Bu sefer kıracaktık ÅŸeytanın bacağını ama olmadı. Ne bahane aramaya gerek var, ne saÄŸa sola çamur atmaya. Ve hatta çok fazla takılmaya bile gerek yok. Aslolan sevdan… YüreÄŸimdeki sevdan çubuklu forman…

o6kara Bahçedeki Fener , , , ,

Anayaso

Mayıs 12th, 2009

Anayaso.. Anayasso diye de geçiyor bazı kaynaklarda. Åžemsi Belli’nin bir ÅŸiiri. Selda BaÄŸcan ile MoÄŸollar bundan 30-40 sene önce seslendirdiler. Pek bilinmez aslında. Plakta şöyle yazar bu ÅŸarkı/ÅŸiir için;

“bu ÅŸarkı; doÄŸu anadolu’nun daha da doÄŸusunda hakkari dolaylarında, kış aylarında zap suyu adı verilen üstü köprüsüz deli dolu akar bir çayı geçerek hasta bebeklerini doktora ulaÅŸtırmak isteyen ve ceplerinde türkiye cumhuriyeti nüfus kağıdını taşıyan insanların, çocuklarını boz bulanık zap suyunun çağıltıları içinde yitirmenin öyküsüdür.”

Sözleri şöyle;

gara dağlar gar altında galanda
ben gülmezem
dil bilmezem
şavatadan hakkari’ye yol bilmezem
gurban olam,çaresi ne,hoooyyy babooov

bebek yaniir,bebek hasda,bebek ataş içinde
ben fakiro
ben hakiro
dohdor ilaç,çarşı bazar;tam takiro
gurban olam,bu ne iÅŸdir,hoooyyy babooov?

çonçiş ağliir çonçiş öliir,geçüt vermiy zap suyi
parasizo
çaresizo
ben halsizo,ben dilsizo,ÅŸeher uzah yolsizo
bu ne haldir,bu ne iÅŸdir,hoooyyy babooov?

gara dağda gar aldında ufağ ufağ mezerler
yeddi ceset hetim hetim zap suyinde yüzerler
hökümata arzeylesem azarlar
ben ketumo
ben hetimo
ben ne biçim votandaşşam,hoooyyy babooov?

şavata’dan angara’ya ses getmiir
biz getmeğe guvvatımız heç yetmiir
malımız yoh
yolumuz yoh
angara’ya ses verecek dilimiz yoh
ganadımız,golumuz yoh
bu ne biçim memlekettir,hoooyyy babooov?

yerin yurdun adresesin bilmirem
angara’da anayasso
ellerinden öpiy hasso
yap bize de iltimasso
bu işin mümkini yoh mi,hoooyyy babooov?

o6kara Müzikhane , , , , ,

Los Colchoneros

Mayıs 11th, 2009

Fernando Torres sayesinde baÅŸlamıştım Atletico Madrid’e sempati duymaya. PES oynadıkça daha da kanım kaynadı. Sonra bir bakmışım, deli gibi taraftarı olmuÅŸum. Ciddi ciddi takip ediyorum takımı, taraftar gruplarını. Sportif baÅŸarıları pek fazla yok son senelerde. Mazilerinde var elbet kupalar, ÅŸampiyonluklar…

Bu sene de ÅŸampiyonlar ligine katılmak için uÄŸraşıyorlar. Bugün Espanyol ile karşılaÅŸtılar. İlk yarı felaket geçti. Hem kırmızı kart, hem iki dakikada iki gol. İkinci yarıya hem bozulan moral ile, hem de soyunma odası konuÅŸmalarının gazıyla çıktılar. Forlan ve Aguero durumu eÅŸitledi. Son sözü de Forlan söyledi 90′da. 2-0′dan 3-2′ye getirdiler maçı. Calderon sallandı yine 50.000 kiÅŸi ile. Åžampiyonlar Ligi’nin peÅŸini bırakmayacaklar gibi…

o6kara En Genel Serbest VuruÅŸ , , , , ,

Çocuğumu Keserim

Mayıs 10th, 2009

Kesmem. Kesecek bir çocuÄŸum olmadığından deÄŸil. Olsa da kesmem nihayetinde. Ama üzüntüden ne yaptığımı biliyor muyum ben? Bloguna virüs bulaÅŸan ve bunu bir iki gün sonra öğrenen bir insan olarak ne yapacağımı bilemedim. Üzerime gelenler oldu. İşi o kadar abarttılar ki, “virüslü pezevenk” dediler, “pis kalpazan” dediler. Hatta bir tanesi adresi ÅŸaşırmış, “paramı sen hortumladın, geri ver paralarımı” diye aÄŸladı. “Yok teyze” dedim “benimle ne alakası var, Züccaciye dükkanı burası, banka yan tarafta” dedim. “Ha tamam evladım kusura bakma, iÅŸinden de alıkoydum seni” dedi. Çıkarken de kapıdaki çaydanlıkların fiyatlarını sordu. Bir ÅŸey diyemedim. O da çıkıp gitti zaten.

Sildim virüsü. Buralar yine eskisi gibi huzur dolu. Bu tür tatsız olaylarlar bir daha karşılaÅŸmamayı temenni ediyor, sözü Meme Ali Birand’a bırakıyorum. Meme?

o6kara En Genel Serbest VuruÅŸ